"Garip şahıs diye bir şey yoktur. Sadece kimi insanlar diğerlerinden daha fazla anlaşılmayı gerektirir"

9 gün kalan Efes One Love festivali ve benim şahsi headlinerım, Whitest Boy Alive konserinden önce küçük bir ısındırma turu. Festivalde 19’u Cumartesi günü çıkacaklarmış. Muhtemelen benim ofisten çıkıp, Santral’e ulaşmamdan sonra sahne alacaklardır ama ben işimi şansa bırakmayıp Cumartesi günü erken çıkabilmek için patrona, cenazem var saf tutacağım, düğünüm var şahit olacağım, en yakın arkadaşımın sünnet oluyor, kirvesi benim gibi gibi türlü yalanlar söyleme taraftarıyım. Ayrıca bir de Üniversite sınavı yüzünden, konserlerin 23.00’te bitecek olması da bu hareketimi destekler nitelikte. Ne diyeyim orada görüşmek üzere.
10/06/2010
Son albümleri olan Forgiveness Rock Record‘dan anladığımız kadarıyla Broken Social Scene, geçtiğimiz seneler içinde manita yapmış. Bundan önceki şarkılarında sık sık rastladığımız ve sevdiğimiz aşk acısı dolu liriklere, isterik çıkışlı sololara bu albümde rastlamak pek mümkün değil. Bundan dolayı, Forgiveness Rock Record, biraz daha naif, tekdüze bir çalışma olmuş. 14 şarkılık albümde, bana “aha işte budur” dedirten bir şarkı olmadı. Bir tek, enstrümantal olan Meet me in the basement‘i es geçmeyin derim. Alınma BSS, ama seni mutsuzken daha çok seviyordum.
Siz de bu albümü dinleyip beğenmez ve neyin eksik olduğunu bir türlü bulamazsanız diye en sevdiğim BSS albümünden küçük bir hatırlatma yapmak istedim.
05/05/2010

WHY? grubunun konser “eventini” facebook sayfasında görene kadar açıkçası grup hakkında hiç bir bilgim yoktu. Sayfanın içine girip de grubun tarzının avangart beyaz hip-hop ile folk ve indie-rock müziğinin bir harmanı olduğunu görünce gitmeye olan meyilim 2/3 oranında arttı. Daha sonra müzik dinleme sitelerinin şahı olan (reklama girerim) Grooveshark’tan grubun şarkılarını dinleyince anladım ki bu konsere gitmezsem, sonrasında pişmanlıktan kafamı taşlara vurur, kendimi kör kuyulara atarım yine de teselli bulamam.
İlk olarak Yoni Wolf isimli Ohio’lu gencin 2003 yılında kaydettiği ve çıktığı dönemde bir hayli ses getiren albümü Oaklandazulaslyum ile temelleri atıldan WHY?, daha sonraları Yoni’ye eklenen kardeşi Josiah Wolf ve lise arkadaşları Doug McDiarmid ile bugünkü halini almış. Aslında iyi de olmuş çünkü, asıl yeteneği söz yazmak olan Yoni’nin tek başına kotarmaya çalıştığı ve bir ölçüde de başardığı enstrüman kısmını, vurmalı çalgılar delisi Josiah ve anaokulundan beri piyano ile haşır neşir olan Doug’a bırakmasıyla, hem söz hem de müzik olarak level atlamış WHY?. Zaten bunun sonuçlarını da net bir biçimde,2003 yılında grup olarak çıkardıkları ilk albüm olan-ki benim favori WHY? albümüm olmuştur kendisi- “Elephant Eyelash” ile görmekteyiz. Akılda kalan, melodilerle; Yoni Wolf’un bir başarılı bir “geek” espri anlayışıyla yazmış olduğu sözler birleşince, WHY?’ın dikkatleri üstüne çekip, kendini küçük çaplı konserlerden büyük festival alanlarında bulması da gecikmemiş. Sonrasında, 2008 yılında yayınladıkları ve Elephant Eyelash‘ten biraz daha eğlenceli sözler ve daha hızlı melodiler barından albümleri Alopecia ise bu üçlünün başarısının tesadüf olmadığı göstermiş. Geçen sene çıkan son albümleri Eskimo Snow ile bu sefer kutbun diğer ucuna seyahate çıkan, soundlarını biraz daha Indie-Rock’a kaydırıp, duygusallaşan WHY? benimkini olmasa bile müzik çevrelerinin takdirini toplamayı başardı.
Gelelim konsere. Resmi başlama saati 21.00 olan Indigo’daki konserin ön sanatçısı, grubun frontman’i Josiah Wolf’tu. Tabii konser öncesi içilen biranın güzelliği ve üşengeçliğim birleşince Josiah Wolfun kişisel performasını kaçırdım. Mekana vardığımda saat 22.30’ biraz geçmişti ama WHY? daha sahne almamıştı. Dışarıda sigara içerken, eş dost ile yaptığım sohbetten Josiah’nın performansını kaçırmanın bir hata olduğunu anladım ama iki dakika sonra tekrar sahne çıkacak olduğu için üstünde fazla durmadım. Vestiyere montları bırakıp-bir daha ki sefere çanta da direk olarak bırakılacaktır-, üstüme olmayacağına emin olduğum Converse’in eşantiyon t-shirtlerini es geçtikten sonra, bir bira alıp, ön-ortalarda bir yere konuşlandım. Bir kaç dakika sonra ışıklar kapandı ve grup üyeleri sahnedeki yerlerini almaya başladılar. Işıklar açıldığı anda ise kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum. Grup resimlerine çok detaylı bakmamıştım ama şarkı sözlerinden dolayı kafamda gruba dair “geek” bir imaj oluşmuştu. Lakin dostlarım bu kadarı fazlaydı. Sahnede, Big Bang Theory kadrosunun başka bir versiyonu ellerinde enstrümanları ile çalmaya hazırlanıyordu. Fakat konser başlayıp da ilk şarkı olarak seçtikleri Alopecia albümünden Good Friday’i, Josiah Wolf ve ekibinin muhteşem sanhe enerjileri ile dinleyince sarsılıp kendime gelmem uzun sürmedi. Good Friday’den sonra, hız kesmeden arka arkaya çaldıkları The Volves, These few Presidents, Fatalist Palmistry ve Crushed Bones gibi insanı temposuna kaptırıp bize değme hip-hop dinleyicileri gibi omuz-kafa sallandıran şarkılardan sonra, konserden önceki umarım Eskimo Snowdan çok fazla çalmazlar endişesi yerini çoktan delicesine bir coşkuya bırakmıştı. Gayet eğlenceli geçen bu ilk setten sonra tempoyu düşürüp,Canada,Blackest Purse gibi daha yavaş şarkılar çalmaya başlasalar bile, Josiah Wolf’un sürekli seyirciyle iletişim içinde olması ve şarkı aralarında yaptığı espriler, sıkılmamıza olanak sağlamadı. Özellikle Star Trek New Generation ve cinsel tercihi üzerine söyledikleri gerçekten komikti. Yaklaşık bir buçuk saat süren konserin sonları doğru acaba bir sigara içmeye çıksam mı diye düşünmedim değil ama tam çıkmaya karar verdiğimde son şarkılarını çalacaklarını anons etmeleri WHY?’a olan sempatimi bir kat daha arttırdı. Sonrasında yaptıkları biste de gayet yerinde bir tercih olarak çaldıkları yine hareketli parçalardan olan The Hollow ile Indigo’dan yüzümde bir gülümseme ve boynumda biraz ağrı ile çıkmamı garantilemişlerdi.
Konserin tek olumsuz noktası ise, ses sisteminin kötülüğünden dolayı bazı şarkılarda vokallerin ve gitarların çok yüksek çıkmasıydı ama bu zaten Indigo’da artık yadırgamadığımız bir sorun oldu bile. Ah gözünü seveyim Babylon ve onun konuşkan dinleyicisi.
Sonuç olarak WHY? konseri beni fazlasıyla tatmin etti. Ve rahatlıkla söyleyebilirim ki uzun süredir izlediğim en zevkli konserdi. Fakat izlediklerim izleyeceklerimin teminatıdır diyor ve özellikle bu yaz için çok umutlu olduğum konser listesi dolasıyla WHY?’ı herhangi bir sıralamaya veya kıyaslamaya koymaktan kaçınıyorum. Esen kalın.
28/04/2010
22/04/2010

“From the Basment”, Radiohead, Beck, Shins, White Stripes gibi baba isimlerin prodüktörlüğünü yapan Nigel Goldrich tarafından internet üzerinden yayımlanan bir müzik programı. Beni tavlayan noktası ise, isminin de ele verdiği üzere, elemanların şarkılarını bir evin bodrumu gibi bir ortamda, sonradan eklenen hiç bir efekt vb.. olmadan tamamen doğal(çiğ) sesleri ve ensturmanlarıyla söylemeleri. Hal böyle olunca da siz sanki stüyoya gizlice sizmış bır hayran ya da “hah! bunlar benim kankalar, demo kaydederken ben de oradaydım, oturdum bir sandalyeye dinliyorum” havalarına giriyorsunuz. Sitede, Radiohead, PJ Harvey, Iggy and The Stogees gibi efsanelerin yanında; My Morning Jacket, Cold War Kids, Loura Maling gibi biraz daha yeni, ana akımdan uzak insanları da bulmak mümkün. Simdilik 40’a yakın video olan site,yeni gruplar keşfetmek için çok yeterli olmasa da keyifli bir kaç saat geçirmeyi garanti ediyor. TRT’de Rock Saatini sunduk efendim. Esen kalın…
http://www.fromthebasement.tv/
15/04/2010

Efes One Love festivalleri, benim için sürekli gitme planları yapıp da sürekli olarak kaçırılan etkinlikler litesinde ilk sıradadır. Ama bu seneki line-up’ a bakıldığı zaman, ömür boyu sürecek bir pişmalık yaşamamak ve gelecekteki çocuğumdan “baba sen gençken ne kadar mal bir adamışsın, Whitest Boy Alive, ve Wild Beast gelmiş ve sen gitmemişsin! Hayır, lütfen tekrar Roger Waters konserinde babannemle nasıl ot içtiğinizi anlatmaya başlama…” şeklinde serzenişler duymamak için biletimi şimdiden aldım.
Whitest Boy Alive, bilindiği üzere Royksopp’un birisi ve Kings of Convience in da kurucusu olan Norveç’li kadife sesli müzisyen ve besteci Erlend Øye’ nin proje grubu. İnsanı mutlu eden gitar melodilerinin arkasına sinsice yerleştirdiği “oynak” beatler ile pek çok kez evde kendimi saçma sapan dans ederken (dürüst olalım, hangimiz yapmıyoruz?) bulmamı sağlamasının yanında, şarkıların sözlerine baktığımızda da sağa sola (özellikle manitaya) çok sağlam ayar verdiğini farkediyoruz Mr. Øye’nin. Kısacası Royksopp’ ta çok fazla, Kings of Convience’ ta da çok az olan neşe/melankoli oranını dinleyiciye tam kıvamında vermesi benim için bu adamları dinlemeyi bırakmayı imkansızlaştırıyor.

-The Whitest Boy Alive-
Wild Beasts ise, özellikle, vokaldeki Hayden Thorpe’un, Anthony Hegarty tarzı, boyun masajı gevşekliği ve yolda gördüğün kedi ölüsü hüznünü aynı anda hissettiren sesi ve bu sesi bazen destekleyen ve bazen de üstüne çıkarak önemsizleştiren müziği ile bana kendini sevdiren bir grup. Özellikle “Hooting & Howling” çalmaları durumunda ne kadar mutlu olacağımı şu an için kestiremiyorum. Tek sorun ise çevremde benden başka bu grubu seven bir allahın kulu bulunmaması ve benim muhtemelen konseri tek başıma izleyecek olmam.

-Wild Beasts-
Festivalin sözde headlinerları olan Groove Armada ve The Ting Tings için açıkçası fazla bir beklentim yok. Groove Armada, bu sene çıkan yeni albümü ile bir “one hit wonder” olduğu gerçeğini perçinledi. Belki WBA konserinden sonra sadece sahne şovlarını izlemek ve sarhoş bir şekilde dans etmek için izleyebilirim. The Ting Tings den ise, sadece ama sadece ben sahneden uzak bir bölgede çimlerde ense yaparken, saçma sapan insanları sahneye çekerek bana biraz daha tenha bir ortam sağlamasını rica ediyorum. De La Soul hakkinda fazla bir bilgim yok. Belki konserdenden sonra bir şeyler yazabilirim.
Not: Reklam kokan bir hareket de olabilir ama Efes One Love organizatörü olan Pozitif, yaptığı gayri-resmi bir açıklamada, festivalin sürpriz bir misafiri daha olacağını belirtti. Şimdilik söylenti olarak (facebook yorumlarını okudum, gizli bir bilgi kaynağım yok) Grizlly Bear, Beach House ve XX’ in isimleri geçiyor. Bakalım.
14/04/2010
NIGHTNIGHT by DEDDY