Yaprakları tonlarına göre dizerek bir armoni yaratmak, taşları belli şekillerde kırıp yan yana dizerek spiraller çizmek hatta küçük buz sarkıtlarını tükürükle birbirine yapıştırarak buzdan yıldızlar oluşturmak… Çevre ve sanatla alakalı pek çok şey ilgimi çekerken, bunların ikisini gerçekten çok estetik bir biçimde birleştiren bu adama kayıtsız kalmak olmazdı. Andy Goldsworty, yıllarını, doğadan bulduğu parçaları yine doğadan edindiği enstrümanlarla bir araya getirip, bazen yıllarca yerinde duracak; bazen de çıkan ilk güneşle beraber yok olacak sanat eserleri üretmeye vermiş. Doğanın güzelliği ve cömertliğinin yanında aynı zamanda da acımasız oluşu ve kendi devinimi içinde sürekli olarak bir şeylerin ölüyor ya da çürüyor olması; Goldsworthy’nin sanatının çıkış noktası olmuş. Bazen bu devinime sadece görsel olarak, kısa süreliğine etki etse de; dallardan ve taşlardan yarattığı strüktürel eserler biraz daha kalıcı olacakmış gibi duruyor.

Sanırım hepimiz bir şekilde üstünde yaşadığımız toprakta bir iz bırakmaya çalışıyoruz. Bazılarımız bunu kendi naifliği içinde mütevazı bir niyetle yaparken; bazılarımız ise maksadımızı aşıp aç gözlülüğümüz yüzünden bu izleri lekelere dönüştürüyoruz. Bu damar son paragrafın tek suçlusu BP’dir, beni suçlamayınız. Görüşürüz.

10/06/2010 

NIGHTNIGHT by DEDDY