"Garip şahıs diye bir şey yoktur. Sadece kimi insanlar diğerlerinden daha fazla anlaşılmayı gerektirir"
Geçtiğimiz hafta, beni en çok sinirlendiren olay, ulaştırma bakanı Binali Yıldırım’ın, sanki çok matah bir projeymiş gibi, İstanbul’a yapılacak 3. köprüyü ve onun güzergahını gerine gerine tanıtmasıydı. Hayır anlamıyorum, bizim şehir planlamacılarımız aptal değil, biraz tembel olabilirler ama potansiyelleri var. Peki neden bütün dünya, karayolunu terk edip, raylı ve deniz ulaşımına yatırım yaparken biz yok 3üncü köprü yok 5inci viyadük hesabı yapıyoruz?
Karayolu ulaşımı, kısırdır, hantaldır ve masraflıdır. Gerekli midir? Elbette. sonuçta her evin önüne kadar metro istasyonu yapacak halleri yok. Ama bir şehirdeki ana arterlerin ve transit geçişlerin mutlaka raylı sistemle ve imkan varsa deniz ulaşımıyla desteklenmesi gerekir. İstanbul, çok eski bir yerleşim alanı olduğundan dolayı, metro ve tren gibi raylı sistemlerin geliştirilmesi Amerika’da olduğu gibi kolayca yapılamıyor. Ama önümüzde kocaman bir Avrupa örneği var. Demek ki imkansız değilmiş.
İstanbul’a yapılacak olan ve güzergahı, Beykoz,Garipçe-Sarıyer,Poyrazköy hattı olacak bu 3. köprü projesinin zararları saymakla bitmez. Bunların pek çoğu da şehirde yaşayan insanları direk olarak etkileyecek ve geri dönüşü imkansız sorunlara yol açacak düzeyde ciddi zararlar.
İlk olarak, İstanbul’un kalan en son yeşil kuşağı sayılabilecek Beykoz ve Sarıyer sırtları ve şu anki temiz su ihtiyacımızı %90 oranında karşılayan Terkoz ve Ömerli gölleri, bu proje için vurulan ilk kazmadan itibaren zarar görmeye ve kirlenmeye başlayacaklar. Kurulacak olan şantiyelerin ki burada yaklaşık 260 km’lik karayolundan ve onlarca viyadük ve tünel inşaatından bahsediyoruz, bütün artığı ve pisliği, ne kadar önlem alırsa alınsın bu mevkilere büyük oranda zarar verecek. Şu an varlığını sadece Google Earth’ten görebildiğimiz bu ormanlık arazinin yokluğunu, Avrupa’dan ve Karadeniz üzerinden Poyraz rüzgarlarıyla taşınan toz ve pisliğin üzerine eklenen yol ve orada kurulacak olan yerleşim merkezlerinden kaynaklanacak kirli hava, hiç bir engele maruz kalmadan şehrin içine, ağzımıza ve ciğerlerimize girmesiyle acı bir biçimde farkedeceğiz. Bundan ilk elden zarar görecek astım hastaları, yaşlılar ve çocukların yanında sağlıklı insanlar da, özellikle yaz aylarında solunum sıkıntıları çekecekler. O ormanlarda yaşayan canlı türleri biz farketmeden yavaş yavaş yok olacaklar.
Bu projenin gerçekleşmesinin yaratacağı ekolojik sıkıntılarının yanında bir de rant konusu var. Köprünün geçeceği güzergah, açıklanacağı güne kadar gizlenmiş olsa da,yeşil sermayenin fısıltı gazetesinin haber uçurduğu belli başlı Anadolu kaplanları, bu hat çevresinde kalan büyük arazileri parsellediler bile. Bizim kaplanlarımızın ağzına küçük gelecek geri kalan arsalar ise, ultra-hızlı gecekondulaşma yeteneğimizin kurbanı olacak gibi duruyor. Yol yapımının, yerleşimi teşvik etmesi burada zaman içinde kurulacak olan çarpık uydu kentlere de davetiye çıkarıyor. Ayrıca şu an bu bölgedeki imara açık toplam arazi bedelinin yaklaşık 35 Milyar dolar olması, kabaca bir hesap ile bu bölgedeki potansiyel inşaat iş hacminin 350 Milyar dolar gibi fantastik rakamlara ulaşmasına neden oluyor. Bu miktar bırakın kadrolaşmış yeşil sermayecileri, Mevlana’nın bile ahlak sınırlarını zorlayacak bir rakam.
Yeni yol yeni demek yeni araçların trafiğe çıkması demek. Zaten 60’li yıllarda Koç grubunun otomotiv sanayisine girdikten sonra araba satabilmek için hükumetleri karayolu yatırımlarına öncelik vermeye “teşvik” etmesi nedeniyle şu an İstanbul’da olması gerekenden çok daha fazla araç var. 3. Köprünün yapımından sonra da çok bir şey değişmeyecek. Araba satışlarında yaşanacak patlama dolayısıyla, bir kaç yıl gibi kısa bir süre içinde 3.köprüde de trafik sorunları yaşanmaya başlayacak.
Bütün bu saydıklarıma ek olarak, artacak olan iç göç ve bunun tetikleyeceği suç oranlarındaki, eğitimsizlik ve işsizlikteki artışlardan dolayı yaşanacak sıkıntılar, İstanbul’u daha da yaşanmaz bir yer kılacak.
Bu proje, mantıksızdır, ahlaksızdır ve aptalcadır. Yapımındaki tek sebep, 80’li yıllarda ki Laz müttehait furyasında da olduğu gibi kötü giden ekonomiyi inşaat sektörüne kurtartmaya çalışmaktır.
Benim ya da başka birinin yazdıklarının, çizdiklerinin veya protestolarının bu projeyi durdurma olasılığının olmadığını biliyorum. Ama bu işi engellemek için ben elimden gelen her şeyi yapacağım. En azından bundan bir kaç sene sonra şu dünyada en sevdiğim şehir olan İstanbul’un ipi çekildiğinde ben üzerime düşeni yapmıştım demek için…
Belki benimle aynı düşüncede olanlarınız vardır diye bir kaç yıl önce kurulan üçüncü köprüye karşı yaşam platformunun linkini paylaşmak istedim. Yeşiller Partisi bünyesinde başlatılan bu hareket, protestolar ve çalışma grupları organize ediyor. Aktif bir katılım olmasa da en azından blogda yazanları okuyarak konu hakkında daha fazla bilgi edinebilirisniz.
http://ucuncukoprucozumdegil.blogspot.com/
Kalın sağlıcakla.
03/05/2010
NIGHTNIGHT by DEDDY