"Garip şahıs diye bir şey yoktur. Sadece kimi insanlar diğerlerinden daha fazla anlaşılmayı gerektirir"

Kimse aksini iddia etmesin, şu günkü teknoloji ile yapılmış en hızlı taşıt Kartal-Kadıköy minibüsüdür. Bu hat üzerinde herhangi bir noktadan bindiğiniz minibüs, bir anda bedeninizi, zihninizi ve moralinizi Ortadoğu’nun çorak ülkelerinden birine ışınlar. Neden bahsetmek istediğimi anlayabilmek için İstanbul’da yaşamak; tamamen kavrayıp gözyaşlarınıza hakim olamamak için de saat 23.00 ten sonra Bostancı ile Kartal arasında ilerleyen(tercihen Kartal istikametine) bir minibüste bulunmuş olmak gerekmektedir. İçeri girdiğiniz anda başlayan moral bozukluğunuz, minibüsün şöförü ve yancısının,takip edemeyeceğiniz bir dilbilgisi ve lehçe eşliğinde süregelen sohbetini bölmemeye çalışarak parayı vermenizle yükselişe geçer. Sonra her şey bir anda gelişir, Önce kimin kimi terkettiğini ve hangisinin yaşamasının bir anlamı kalmadığını pek çıkaramadığınız sözler ve bol yaylı çalgı barındıran müziği duyarsınız, sonra, asıl kullanım amacı görünemeyen kan ve diğer vücut sıvılarını açığa cıkarmak olan “black light” aydınlatmanın üzerinizdeki beyaz şeyleri parlattığını farkedersınız. Siz her ne kadar düşünmemeye çalışsanız da aklınızda sürekli olarak buraya ait olmadığınız düşüncesi dolanır. Artık yapacak pek bir şeyiniz yoktur. Boş bir yere geçip oturursunuz. Bir süre sonra etrafta sizinle yolculuk eden insanlara gözünüz takılır Her gün karşılaştığınız, normal görünüşleri olan kişiler değildir onlar. Değme hümanist bile olsanız-ki ben değilim- minibüsün sahip olduğu ambiansın altında o saatte seyahat eden kimseye karşı bir yakınlık ya da sevgi besleyemezsiniz. Zamanın göreceli oluşunu daha iyi anlayabileceğiniz başka bir an yoktur. Takribi 10 dakika sürecek yol, şoförün olur olmadık dur kalkları ve bekleyiş nöbetleriyle zaten yarım saati bulur. Ama bu yarım saat bile size bir ömür gibi gelecektir. Ve işte o anda şansızlığınız ve TSK’nın taze et arayışı birleşerek size son darbeyi vurur. Bir asker uğurlama konvoyuna denk gelmişsinizdir, Her tarafı Türk bayrakları ile donatılmış bir grup doğan görünümlü araç, ve içlerine doluşmuş olan coşkun -neden bu kadar coştuklarını hiç bir zaman anlayamayacağım- buzağı yavruları, bin bir korna ve çığırtkanlık eşliğinde trafik terörüne başlarlar. Kafanızı öne eğersiniz, ya da tavana bakarsınız fark etmez. Zaten bir refleks haline gelmiş olan korna çalma içgüdüleri ve hala Asena önderliğinde Ergenekon’dan çıkmış olduklarına dair olan şaşmaz inançları, birazdan minibüsün şoförünü, yancısını ve dolayısıyla sizi de bu konvoyun birer üyesi yapacaktır. Artık yaşamanızın pek bir anlamı yoktur. İş bulmanızın, hayal kurmanızın, kitap okumanızın, ne bileyim IKEA dan mobilya almanızın bir önemi kalmamıştır. Çünkü bilirsiniz ki siz kendinizi geliştirmek için ne yaparsanız yapın, kendi hayat kalitenizi ne kadar yükseltirseniz yükseltin, her zaman bu tip bir ambiyansın içinde kalmaya mahkumsunuz. Bunun zaten farkında olarak bindiğiniz bir minibüs, size bunu tekrar kafanıza vura vura hatırlatınca, artık konuşmaya veya nefes almaya isteği kalmamış dudaklarınızdan tek bir cümle çıkar: “Müsait bir yerde ölebilir miyim?”
19/04/2010
NIGHTNIGHT by DEDDY