"Garip şahıs diye bir şey yoktur. Sadece kimi insanlar diğerlerinden daha fazla anlaşılmayı gerektirir"
Bir tarz ya da prensip meselesi da olabilir, bilemiyorum ama Animal Collective klipleri nedense hep çok ucuza kotarılmış, özensizce yapılmıs havasında oluyor. Peki neden? Neden müzikal açıdan bu kadar zengin ve başarılı örnekler veren bir grup aynı başarıyı görsel olarak sergileyemiyor? Oysa daha ortada klip-mlip yokken Summertime Clothes hakkında benım bile ne düşüncelerim vardı, kuşlar, ağaçlar, güneş, çıplak ayakla koşan indie kızlar… Hayır paraları da var, verdikleri her konser sold-out oluyor. Bu konuda küçük kardeşleri MGMT’den biraz feyz almaları gerektiği kanısındayım. Bkz: MGMT - It’s working. Esen kalın.
18/08/2010
Yaprakları tonlarına göre dizerek bir armoni yaratmak, taşları belli şekillerde kırıp yan yana dizerek spiraller çizmek hatta küçük buz sarkıtlarını tükürükle birbirine yapıştırarak buzdan yıldızlar oluşturmak… Çevre ve sanatla alakalı pek çok şey ilgimi çekerken, bunların ikisini gerçekten çok estetik bir biçimde birleştiren bu adama kayıtsız kalmak olmazdı. Andy Goldsworty, yıllarını, doğadan bulduğu parçaları yine doğadan edindiği enstrümanlarla bir araya getirip, bazen yıllarca yerinde duracak; bazen de çıkan ilk güneşle beraber yok olacak sanat eserleri üretmeye vermiş. Doğanın güzelliği ve cömertliğinin yanında aynı zamanda da acımasız oluşu ve kendi devinimi içinde sürekli olarak bir şeylerin ölüyor ya da çürüyor olması; Goldsworthy’nin sanatının çıkış noktası olmuş. Bazen bu devinime sadece görsel olarak, kısa süreliğine etki etse de; dallardan ve taşlardan yarattığı strüktürel eserler biraz daha kalıcı olacakmış gibi duruyor.
Sanırım hepimiz bir şekilde üstünde yaşadığımız toprakta bir iz bırakmaya çalışıyoruz. Bazılarımız bunu kendi naifliği içinde mütevazı bir niyetle yaparken; bazılarımız ise maksadımızı aşıp aç gözlülüğümüz yüzünden bu izleri lekelere dönüştürüyoruz. Bu damar son paragrafın tek suçlusu BP’dir, beni suçlamayınız. Görüşürüz.
10/06/2010

9 gün kalan Efes One Love festivali ve benim şahsi headlinerım, Whitest Boy Alive konserinden önce küçük bir ısındırma turu. Festivalde 19’u Cumartesi günü çıkacaklarmış. Muhtemelen benim ofisten çıkıp, Santral’e ulaşmamdan sonra sahne alacaklardır ama ben işimi şansa bırakmayıp Cumartesi günü erken çıkabilmek için patrona, cenazem var saf tutacağım, düğünüm var şahit olacağım, en yakın arkadaşımın sünnet oluyor, kirvesi benim gibi gibi türlü yalanlar söyleme taraftarıyım. Ayrıca bir de Üniversite sınavı yüzünden, konserlerin 23.00’te bitecek olması da bu hareketimi destekler nitelikte. Ne diyeyim orada görüşmek üzere.
10/06/2010
Hep resim yapabilen bir adam olmak istedim. Hani vardır ya, eline eskiz defterini, füzen kalemini alıp da; bir kuşun kanadını, bir gergedanın boynuzunu ne bileyim sevdiği kadının yüzünü çizebilen adamlar. Evet, ben onlardan biri değilim ama Grzegorz Wróbel, işte o adamlardan biri. Suluboya resimlerindeki ışık ve detaylar dışında ben etkileyen bir diğer yönü de amcamızın da aslında bir mimar oluşu. Kıskanmamak elde mi?
08/06/2010
Do it yourself (DIY) akımının ne mene bir şey olduğundan daha önce bahsetmiştim. Fakat bu sefer çok daha ulvi şekilde karşıma çıktı. Jason Eppink ve Posterchild isimli iki kafadar, kendi yaşadıkları bölgedeki bir sızıntı problemine karşı geliştirdikleri -biraz protest- bir çözüm ile bir yandan insanların konforunu arttırmayı ve bir yandan da otoritelerin dikkatini çekmeyi başarmış. Bu sayede bireysel efora dayalı DIY tarzından alınan verimin aslında sadece bireye değil toplumun geneline de faydalı olduğunu göstermişler.
08/06/2010
Bir insan nasıl savaş yanlısı olur pek bilmiyorum. Hangi güç, hangi sevgi onu daha önce hiç tanımadığı insanları öldürecek derecede ele geçirir?
Bu fotoğraflar, Vietnam’daki savaş sırasında farklı foto-muhabirleri tarafından çekilmiş. Bir savaşın, insanları ve hayatları nasıl mahvettiğini gördükçe savaş, öldürme ve şehit olma olgusunun “kutsallığını” anlamam daha da zorlaşıyor.
08/06/2010
—
Regina Spector - Rejazz
13/05/2010
NIGHTNIGHT by DEDDY